Rusya Başbakanı`nın Türkiye ziyareti çoktan beri tartışılıyordu.
Çeşitli defalar Putin`in muhtemel geliş tarihleri üzerine açıklamalar yapıldı; ancak gezi ertelendi.
6 Ağustos tarihini – biraz da beklenmeyen biçimde – açıklayan Başbakan Erdoğan`dı. Türk tarafı o zamandan beri `ziyaretin 6 ağustosta olacağından` kesin bir dille söz edegeldi.
Rusya cephesinde ise durum farklıydı. Ziyarete 7-8 gün kalana dek kuşkular ifade ediliyordu Moskova`da. Kimisi bunda geleneksel `Sovyet ketumluğu`ndan fazlasını görmedi.
Ancak Rusya`nın bazı taleplerine cevap bulamadığı söylentileri kulislerde yayıldı.
Sonunda Erdoğan`la Putin bir telefon görüşmesi yaptılar. Ve anlaşılan pürüzlerin ortadan kalktığı yargısına vararak ziyarete ilişkin resmi açıklamayı yayımladılar.
`Tarihi gün` ilan edilen 6 ağustos geldi. Putin 6-7 saatlik jet ziyaretle birçok konuda pek çok anlaşmaya imza koymak için Ankara`ya günübirlik geldi.
Gündem oldukça yüklüydü. Ama ana konunun enerji olduğu tartışma götürmüyordu.
Türkiye doğalgaz ihtiyacının üçte ikisini, petrol ihtiyacının ise üçte birini ise Rusya`dan alıyor. İlk nükleer enerji santralini Ruslara yaptırmayı tartışıyor.
Bu `bağımlılıktan` bugün ve yakın zamanda vazgeçebilmesi mümkün değil. Doğrusu enerji işbirliğinde ciddi bir zorluk da yaşanmıyor.
Ama Batı`daki `yakın müttefikleri` Ankara`yı Moskova`ya rakip projelere zorluyor, Kremlin`e kafa tutmaya özendiriyorlar.
Ankara – tıpkı bir yıl önceki Rus-Gürcü savaşında olduğu gibi – `iki arada bir derede` izlediği politika ile herkesi idare etmeye çalışıyor. Ve bu zor işi yaparken genelde başarılı olduğunu da teslim etmek gerek.
Rusya ile Türkiye arasındaki anlaşmalarda, mevcut enerji alışverişinin sürmesinden ve elektrikten Tuz Gölü depolama sistemine kadar bir dizi alanda iyiniyet bildiriminin ötesinde, birkaç stratejik konu bulunuyor.
Bunlardan biri, Avrupa`ya Rus gazının ihracatıyla ilgili. Ankara bir taraftan Moskova`yı Nabucco`ya sıcak bakmaya ikna etmeye çalışırken, bir taraftan da ona alternatif olan Güney Akım Projesi konusunda mesafeli de olsa `engellemeyen` bir tutum içinde görünmeye gayret ediyor. Bunun sonucu, Rusya`dan çıkıp Karadeniz`in altından Avrupa`ya uzanacak hattın – Ukrayna`dan geçemeyeceğine göre – Türk sularından geçmesine yeşil ışık yakıldı.
Çoktan beri tartışılan `Mavi Akım-2 Projesi` ise hareketlendi. Gerçi bu projeyi herkes kendi isteğine göre yorumluyor; kimisine göre İsrail`e uzanacak hat, kimisine göre `her an ani bir kıvrımla` Avrupa`ya dönebilir.
Mavi Akım (1) zaten faaliyette. Teknik ve ekonomik hesapları ortada. Dolayısıyla buraya ikinci bir hat çekmek çok daha kolay ve çabuk bir proje olabilir. Ve her iki taraf da bundan kazanabilir.
Ama bu durumda `öteki projeler ne olacak`? Acaba`Mavi Akım-2 Projesi` uygulanırsa Rusya Güney Akım`dan vazgeçer mi?
Ya Nabucco? Türkiye `Mavi Akım-2` derse, zaten bir türlü nasıl dolrurulacağı belli olmayan bu gaz boru hattının geleceği iyice belirsizleşmez mi?
Yoksa `karnı büyük obur enerji piyasası` bütün projeleri kaldırabilir mi?
Ankara zirvesinin olumlu havasına bakarak tüm bu belirsizlikleri `bakalım, göreceğiz` türü beylik sözlerle geçiştirmek, ama bu arada gerçekten de `olumlu gelişmelerin gerçekleşeceği` ihtimaline şans tanımak mümkün.
Dün Türkiye`nin Güney Akım`a destek vermesini düşünmek zordu.
Dün Rusya`nın Samsun – Ceyhan`a katılabileceğini öngörmek zordu.
Dün Mavi Akım-2 üzerne anlaşma yapılabileceğini söylemek zordu.
Yarın belki başka `zor şeyler` gerçekleşir.
Mesela, Rusya Nabucco`ya yeÅŸil ışık yakar…
Mesela, Türkiye Güney Akım`a desteğini genişletir.
Ankara zirvesi, Rusya ve Türkiye`nin birbirine eskisinden çok özenli yaklaştığını, mümkün olduğunca `hayır` demediğini, aradaki `anlayış` ve `güven`i güçlendirdiğini gösterdi.
Putin ve Erdoğan`ın açtığı bu yol ve attığı imzalarla yaptıkları açıklamalar, gerçekten de `tarihi` sıfatını hak ediyor.
Hakan Aksay

































