Kürt meselesi Türkler istediği için çözülecek | Özgün portal

Kürt meselesi Türkler istediği için çözülecek

_____________________________________________________________________________________ _____________________________________________________________________________________

ŞAİR-YAZAR BEJAN MATUR: GELİNEN NOKTA DEMOKRATİKLEŞME ÇABASININ BİR SONUCU

ŞAİR-YAZAR BEJAN MATUR: GELİNEN NOKTA DEMOKRATİKLEŞME ÇABASININ BİR SONUCU

Türkiye`nin en can yakıcı sorunlarının başında geliyor Kürt sorunu. Sorunun temeline inilememesi de, çift yönlü olarak şiddete indirgenmesi de çözümü çok geciktirdi. Büyük acılar yaşandı, gencecik bedenler toprağa verildi. Ama artık çözüm için bir ışık, bir umut doğdu. Devletin, şiddetin çözüm olmadığı konusundaki mutabakatı ve Hükümetin çözüm arayışları `Kürt açılımı` ile kristalleşti. Yöntemin ve çerçevenin ne olacağı devam eden çalıştaylarda belirlenmeye çalışılıyor. Ancak işin psikolojik zorlukları ya da zorunlulukları da var. Bu kadar acının ardından özellikle de canı yananlar hangi duygularla kucaklaşacak? Bunu, bu toprağın acısını yasını anlatmakta ustalaşmış bir şair olan Bejan Matur ile konuştuk. Daha önce `dağın ardındakiler`le görüşerek bir yazı dizisi hazırlayan Matur, Diyarbakır Kültür Sanat Vakfı`nın kurucu başkanı, halen Zaman gazetesinde yazıyor.

Kürt açılımının çerçevesi henüz net değil ama bir niyet hedef ve gayret var. Durum nedir sizce? Süreç elbette olumlu. Türkiye biriktirdiği, yok saydığı sorunlarıyla yüzleşiyor. Kürt sorunu ve Kürtlerin demokratik hakları konuşuluyor ve toplumdan büyük bir reaksiyon yok. Kürt meselesi artık Türkler de istediği için çözülecek gibi görünüyor.

Türkler artık çözmeye mecbur kaldığı için mi çözülecek?

Mecbur kelimesini kullanmak istemiyorum, doğru da değil. Konjonktür denilen o sihirli kelime; Orta Doğunun durumu, K. Irak`taki yapılanma, AB süreci, Türkiye`nin demokratikleşme serüveni bizleri bir yere getirdi. Türkiye demokratikleşmek zorunda ve burada karşımıza çıkan en önemli pürüz Kürt sorunu. Büyük acılara, bedellere mal olan bir mesele olduğu için değil sadece, Türkler de istediği için çözülecek.

Bu Kürtleri inciten bir şey midir?

Yıllardır canhıraş bir şekilde sorunun çözümü isteniyordu, `şimdi Türkler de istediği için çözülecek`.

Ortaya çıkan olumlu havadan Kürtlerin rahatsız olacağını, bundan incineceğini sanmıyorum. Çünkü kanın durmasının, şiddetin sona ermesinin ilk önce etkileyeceği hayat, onların hayatı. Çözümden yana olacak-lardır.

Psikolojik eşiği atlamak lazım yani.

Başbakanın 2005 Diyarbakır konuşmasının Kürtler üzerindeki etkisini bölgeyi tanıyan herkes çok iyi bilir. Bu mesele bugünden, yarına çözülebilecek bir mesele değil zaten. Anayasadaki iyileştirmeler, eğitim hakkının verilmesi oldukça karmaşık, uzun zamana ve tecrübeye dayanması gereken konular. Burada önemli olan, Kürtlerle devletin örselenen bağının onarılması için bir zemin oluşması. Bunun için şiddetin ve ölümlerin sonlanması gerekiyor öncelikle.

Bu kadar can yakan bir sorunun bunca zaman çözülememiş olması, çözüm çabalarının akamete uğraması, çözümsüzlüğe inancı doğurmuştu. Bu psikolojiyi de yenebilecek kadar güçlü mü şu an açılım?

Bu psikoloji değişmek zorunda zaten. Mevcut durumdan kimse memnun değil. Herkesin kaybettiği bir yerden, herkesin kazandığı bir yere geçmek hem olması gereken hem tüm kamuoyunca beklenen. Ayrıca artık Türkiye`nin bölgedeki denklemde farklı iddiaları var ve bunlar Cumhuriyetin bilinen refleksleri ile sınırlı değil. Güçlü bir aktör olduğunu iddia eden bir ülke. Bu iddiasını içerideki meselelerde çözümsüzlüğe kilitlenerek yürütemez. Devletin refleksleri değişiyor. Bu değişim kamuoyuna da yansıyacaktır. Şiddetin bir sarmal olduğunu dünyadaki diğer deneyimlerden biliyoruz. Çözüm iradesi oluşmazsa mevcut şiddet bir süre daha devam eder. Bir galibi ya da mağlubu da olmaz. Asker de Kandil de şiddetin çözüm olmadığı söylüyor. Onlar bu açıklıkla dile getiriyorsa artık başka kanalların yani siyaset alanının açılması zorunlu demektir.

Kürt kamuoyu, çocukları dağda olanlar ya da bir yakınını kaybedenler de bu psikolojide mi? Kandilin ne dediğiyle onların hissetiği, beklentileri örtüşüyor mu?

Kandil ve ailelerin durumunu ayırmak gerek. Evladı dağda olan anne, babaların ortak bir acısı var. Konumları trajik. Bir yanda evladı var, bir yanda kendisini ait hissettiği ülkesi. Evladının eve dönmesini, çözüm bulunmasını bekliyor. Eve dönüş tanımlaması bu bakımdan bana sıcak gelmişti. Zira evi burası, başka yeri yok. Dönerse evine dönecek, bütün aidiyet bağı, ailesi burada. Hiçbir aile evladı için gitti, dönmeyecek demiyor. Öldüğünü bildiği halde sırf cenazesini görmediği, teslim almadığı için bir gün gelecek duygusuyla bahçe kapısını açık bırakan aileler var. Evladını dağdan geri isteyen, bekleyen aileler ve bütün bunların toplandığı yerde oluşan psikoloji, çözümü gerekli kılıyor.

Sizce çözüm nerede, ne yapılmalı?

Devlet, haysiyetli bir vatandaş olarak Kürtlerin kendilerini yaşamasına müsaade ediyorum der, bunun zeminini yaratırsa, bu psikoloji de rahatlıkla kilit olmaktan çıkar. Kanlı ve hayata mal olan yöntemlerle edinilen değil, insani yöntemlerle edinilen bir onuru yaratmalı devlet.

DTP inisiyatif alsın Türkiye desteklesin

DTP bu süreci nasıl götürüyor sizce?

Devlet daha demokratik liberal yaklaşım gösterdikçe DTP de pozisyon ve söylemini gözden geçirme ihtiyacı duyuyor. Kürtler arasındaki çeşitliliğe, renkliliğe asla kapı aralamayan bir yapıydı düne kadar. Bugün Kürtler içinde mutabakat arayışında.

Stratejisi ne DTP`nin?

Bir stratejisi yok bence. Anlık propaganda yöntemine yaslanan bir yapısı ve olağanüstü bir dinamizmi var. Önümüzdeki yıllarda Ortadoğu`da bir aktör olan Türkiye`nin Kürtleri, demokratikleşmeye önemli katkıda bulunabilecek potansiyele sahip. Kürtleri bu çerçevede tutmayı başarabilirsek tabii.

Türkiye`de siyasi partilerin hep kendi tabanına konuşmak gibi bir sorunu var, bu DTP için de geçerli Ama onun bazı iç konuşmaları `dışarıdakieri` iğreti ediyor. Söylemleri sert, bunlarla mı konuşacağız deniyor. Yani DTP bundan böyle hem sürecin sıhhatli işlemesi hem Türkiye kamuoyunun ikna olması için neye dikkat etmeli?

Aynı pozisyonda diretmemek, çatışmacı üsluptan kaçınarak ve daha geniÅŸ kesimlere, Türkiye kamuoyuna da seslenebilen bir siyasetle yapıcı bir tavır içinde olduÄŸunu göstermek zorunda. DTP`nin mecliste olması çok büyük bir ÅŸans, Türkiye`nin ÅŸansı bu. Kürt etnik siyasetinin temsilcisi DTP`nin çıkış bulamadığı yer Öcalan`dır. Aslında Öcalan da, `Ben süreci göremiyorum ne tür aktörler var haberim olmuyor, benden çok ÅŸey beklemeyin` diyor. Kendisine biçtiÄŸi pozisyonu DTP`ye paslasa …

Paslamadı mı zaten bunu söyleyerek?

Arada bence. Meselenin kendisinde düğümlendiğini ve buradan bir çıkış olmadığını fark etmiştir muhakkak. Açık kapı bırakıyor ama bu açık kapının doğru tanımlanması için de DTP`nin bir tür risk alarak, kendine güvenerek inisiyatif alması gerekiyor. DTP`nin inisiyatif alabilmesi için, Türkiye kamuoyunun büyük desteği şart. Diğer türlü çıkış bulmak çok zor. Bu anlamda Başbakanın DTP ile görüşmesi çok önemli. DTP`yi herkes bağrına basmalı şu dönemde. Kendine güven, arkandayız dememiz gerekiyor ki risk alacak gücü bulsun.

DTP`nin de muhatap Öcalan dememesi gerek.

Aslında siyaset yapma korkusu bu. DTP siyaset yapmaktan korkuyor çünkü bugüne kadarki bütün argümanları çatışma üzerine kuruluydu. Bir ezberi, pozisyonu vardı. Şimdi sorumluluğu başka yere paslamak yerine bir irade ve özgüvenle konuşmalı.

Öcalan Kürtler için ne ifade ediyor bugün?

Kendi tabanı üzerinde ciddi etkisi var ama bu tüm Kürtler için geçerli değil. Zaten homojen bir Kürtlükten söz edemeyiz. DTP`ye oy veren geniş kesimlerin pek çoğunun da Öcalan`la sarsılmaz bir duygusal bağ kurduğunu düşünmüyorum.

Özür yerine samimi jestler de etkili olur

PKK`nın dağdan inmesi sürecine ve sonrasına Türkiye kamuoyunun özellikle şehit yakınlarının ayrıca hazırlanması gerek. Nazik bir süreç yaşanacak, ne yazık ki suiistimale de açık. Kürtler ve Türkler olarak nasıl iyileşeceğiz?

Kültürel kodlarımızdan kaynaklanan avantajlı bir durumumuz var. Bir tür tevekkül hali, evladını şehit vermiş olmanın kaderle açıklanan yanı. Aslında bu toplumu hala bir arada tutan şey budur. Bu sadece Türk tarafı için değil, Kürt tarafı için de geçerli. Evladı gittiğinde, cesedi parçalanmış halde döndüğünde ya da dönmediğinde bunu tevekkülle karşılıyor. Komşusunu suçlamak geçmiyor aklından. İşimizi kolaylaştıran şey bu. Bir duygu ortaklığımız var. Sadece bu duyguların üzerindeki siyasi düğümlerin açılması gerekiyor. Siyasetin bir tür ranta dönüştürdüğü, kapalı tuttuğu, ayrıştırdığı o kutupları birleştirmek çözmek gerekiyor. Ama biz annelerimizi de politize ettik. O kadınların kendi samimi acılarını yaşamasına müsaade etmedik. Bugün bir Kürt annesiyle de, bir Türk annesiyle de konuşsanız aynı acıyı aynı kelimelerle anlatır. Kadınların yaşadığı o samimi acı, annelik duygusu üzerinden bir dil kurabilseydik belki çok şeyi daha erken çözebilirdik.

Kürt sorunu terör sorununa mahkûm edildi. Kürtler bir devlet politikasının gereği olarak on yıllarca asimilasyona, aşağılamaya maruz bırakıldı. Şimdi devlet sorunu çözmek istiyor ama Kürt kamuoyunda `resmi bir özür` beklentisi var mı? Köyünün adının iade edilmesi, Kürtçe eğitim vesaire yetiyor mu onlara?

Devletin bunları verip vermeyeceğini henüz bilmiyoruz. Ama burada önemeli olan şu; Başbakan`ın 2005 Diyarbakır`da `Devlet yanlışlar yaptı` demesi bile, Kürtlerin gönlünü kazanmaya o kadar yetti ki, kuru ve basit bir cümleydi halbuki. O yüzden tanımlanmış kallavi bir özür değil belki ama özür ifade eden küçük jestlerle dahi onarıcı olabilir. Kürtleri asit kuyularına atıp yok eden JİTEM`i var eden Ergenekon yapılanmasını hükümetin bu düzeyde sarsması Kürtlerin gönlünü kazanmak için önemli bir basamaktır aslında.

Dağa çıkış nedeni artık sosyolojik

Siz `dağın ardındakilerle` röportajlar yaptınız. Bugün dağa çıkanlar 30 yıl öncekilerle aynı neden ve duygularla mı çıkıyor dağa, onları aynı duygu mu tutuyor orada?

30 sene önce yahut doksanlara kadar PKK`ya katılımlarda eğitim seviyesi oldukça yüksekti. Genelde üniversiteliler çıkıyordu dağa, bir tercih ve kimlik talebiyle. Son yıllardaki katılımlar tepkisel nitelikte. Neye tepki? Sosyolojik olarak daha çok köyü yakılmış, göç etmek zorunda kalmış, işsiz, geleceksiz, kimlik problemi olan, isyankâr ve öfkeli gençler çıkıyor dağa. Yaş ortalaması da düşük. 15 ile 20 yaş arasındakiler bir tür tepkiyle, bir isyanla, protest tavırla çıkıyorlar dağa.

MHP`nin politikası `tabansız`

Devletin zirvesi hemfikir, AK Parti ve DTP buluştu ama muhalefetin söylemi çok sert. Böylesine ağır bir meselenin çözümünde tüm siyasi partilerin onayı, katılımı şart mıdır?

Ne kadar geniş bir mutabakat ve katılım ile kamuoyu oluşturulursa o kadar sağlıklı bir yere gider. Son 30 yıldır yaşanan bunca ölüme rağmen -45 bin kişi deniyor- hala bir iç çatışmanın, Türk Kürt kavgasının yaşanmamış olması önemlidir. Bu bakımdan CHP ve MHP`nin sürece katılımı mümkün ve zorunlu. Sert muhalefetin kendi tabanlarında, özellikle de Bahçeli`nin söyleminin MHP`nin tabanında tutabileceğini düşünmüyorum. Ucuz milliyetçi refleksin Türkiye`de zemini yok. İç Anadolu`dan, Yozgat`tan Niğde`den oy almıyor zaten, köyü yakılan evi yıkılan Kürtlerin sığındığı Ege Marmara kıyılarından tepki oy alabiliyor. Tabanlarında bu politikanın karşılığı yok.

http://www.stargazete.com

 

Yorum Yazın


Cheap Retro Replica NFL NBA MLB Throwback Football Basketball Jerseys | hp printer ink cartridges refills| Jewelry Making Supplies | Thumb Joint Pain | Dog Health Problems |Tinkerbell Personal Checks |Garden Planters